Artık sürdürülebilir kalkınma yalnızca çevresel hedefler ya da ekonomik büyüme başlıklarıyla değerlendirilmiyor, toplumsal eşitlik ve fırsatlara erişim gibi başlıklarla birlikte ele alınıyor. Bu değişim içinde kadınların rolü giderek daha görünür hale geliyor. Kadınların eğitim, istihdam, girişimcilik ve karar alma süreçlerine katılımı, toplumsal eşitliğin ötesinde sürdürülebilir kalkınmanın hızını ve etkisini belirleyen önemli faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Buna rağmen küresel ölçekte kadınların ekonomik hayata katılımı hala erkeklerin gerisinde bulunuyor. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünya genelinde kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık %47, erkeklerde ise %72 seviyesinde. Aynı rapora göre Türkiye’de bu oran kadınlar %31, erkekler %69 şeklinde değişiyor. Bu tablo sürdürülebilir kalkınma ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki ilişkinin yalnızca sosyal bir konu olmadığını, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da önemli bir bileşeni olduğunu ortaya koyuyor.
Ekonomik kalkınmada kadınların rolü
Kadınların ekonomik hayata katılımı sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri. Kadınların istihdam, girişimcilik ve üretim süreçlerinde daha güçlü yer alması ekonomik potansiyelin daha geniş bir tabana yayılmasını sağlıyor. Bu durum iş gücü piyasasının çeşitlenmesine katkı sunarken üretim kapasitesini de güçlendiriyor ve ekonomik büyümenin daha kapsayıcı bir yapıya kavuşmasını destekliyor.
Son yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği yönünde kaydedilen ilerlemeler umut verici. Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu da bu ilerlemeleri net bir şekilde gözler önüne seriyor. Rapora göre küresel ölçekte cinsiyet eşitliği açığının yaklaşık %68,5’i kapanmış durumda. Eğitim alanındaki eşitlik oranının %94,9 seviyesine ulaşması ise kadınların eğitim olanaklarına erişiminde önemli bir ilerleme kaydedildiğini gösteriyor. Buna karşın ekonomik katılım ve fırsatlar alanındaki eşitlik oranı yaklaşık %60 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, kadınların iş gücüne katılımı, ücret eşitliği ve liderlik pozisyonlarına erişimi konusunda hala önemli bir gelişim alanı olduğunu ortaya koyuyor.
Doğal kaynak yönetiminde kadınların etkisi
Sürdürülebilir kalkınma yalnızca teknoloji ve enerji dönüşümünden ibaret değil. Doğal kaynakların kullanımı ve gıda üretimi sürdürülebilir kalkınmanın önemli alanlarından biri olarak görülüyor. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma tartışmalarında kadınların tarım ve gıda sistemlerindeki rolü giderek daha fazla önem kazanıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün yayımladığı Tarım ve Gıda Sistemlerinde Kadınların Durumu Raporu, dünya genelinde çalışan kadınların yaklaşık %36’sının tarım ve gıda sistemlerinde istihdam edildiğini ortaya koyuyor. Bu durum kadınların gıda üretiminden tedarik zincirine kadar uzanan geniş bir süreçte önemli bir rol üstlendiğini gösteriyor. Buna rağmen kadınların üretim süreçlerindeki katkısı, ücret açısından aynı ölçüde karşılık bulmuyor. Aynı rapor, kadınların tarım sektöründe erkeklere kıyasla ortalama %18 daha düşük gelir elde ettiğini ortaya koyuyor. Bu eşitsizlik tarımsal üretimin verimliliğini ve gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini de doğrudan etkileyen bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Rapor tarımda cinsiyet ve ücret eşitsizliği kapatıldığı takdirde ortaya çıkacak sonuçlara da yer veriyor. Eşitsizliğin giderilmesinin küresel GSYİH'yi %1 artıracağına ve bu rakamın ise yaklaşık 1 trilyon dolara denk geldiğine dikkat çekilen raporda, küçük ölçekli üreticilerin yarısının kadınların güçlendirilmesine odaklanan kalkınma desteklerinden yararlansaydı, bu durumun 58 milyon kişinin gelirini ve 235 milyon kişinin dayanıklılığını artıracağının altını çiziyor.
Karar alma süreçlerinde kadınların temsili
Kadınlar karar süreçlerinde henüz yeterince temsil edilemiyor. Birleşmiş Milletler ve Parlamentolararası Birlik verilerine göre 2025 itibarıyla dünya genelinde parlamentolardaki kadın oranı yaklaşık %27 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, kadınların toplumu ilgilendiren kararların alındığı mekanizmalarda hala sınırlı düzeyde temsil edildiğini gösteriyor. Kadınların karar alma mekanizmalarında yer alması, farklı deneyim ve bakış açılarının politika süreçlerine yansımasına katkı sağlıyor. Bunun yanı sıra alınan kararların daha kapsayıcı ve toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarını gözeten bir yaklaşımla şekillenmesine de yardımcı oluyor.
Kadınların üst düzey siyasi liderlikteki temsili de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Eylül 2025 itibarıyla 32 kadının devlet ve/veya hükümet başkanı olarak görev yaptığı 29 ülke bulunuyor. Mevcut hızla, en yüksek güç pozisyonlarında cinsiyet eşitliğine ulaşılması için 130 yıl daha geçmesi gerekiyor.
Kadınların karar alma süreçlerinde ve ekonomik hayatta daha güçlü şekilde temsil edilmesi yalnızca kamu politikalarıyla değil, özel sektörün hayata geçirdiği uygulamalarla da yakından ilişkili. Bu noktada finans sektörü, kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen finansman ve girişimcilik programlarıyla önemli bir rol üstleniyor.
Kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen uygulamalar
Türkiye’de özel sektör tarafında da kadınların karar alma süreçlerine katılımını güçlendirmeye yönelik kurumsal uygulamalar giderek daha görünür hale geliyor. Akbank, toplumsal cinsiyet eşitliğini sürdürülebilirlik stratejisinin temel başlıklarından biri olarak ele alıyor ve bu yaklaşımı yönetişim yapısından insan&kültür süreçlerine kadar kurumun tüm işleyişine entegre ediyor.
Akbank, 2016 yılında Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni (WEPs) imzalayarak ve 2017’de 30% Club’a katılarak üst düzey kadın liderliğini artırmaya yönelik uluslararası taahhütlerde bulundu. Yönetim Kurulu Çeşitlilik Politikası kapsamında ise 2027 yılına kadar yönetim kurulunda kadın oranını en az %30’a çıkarma hedefini erken dönemde yerine getiren Akbank, %40 oranına ulaşarak taahhüdünü de aştı. Akbank, kurum içinde liderlik kademelerinde kadın temsilinin güçlenmesiyle de dikkat çekiyor. CEO’ya doğrudan raporlayan yöneticiler arasında kadın oranı %50 seviyesinde bulunuyor.
Akbank’ın çeşitlilik ve kapsayıcılık alanındaki yaklaşımı uluslararası ölçekte de karşılık buluyor. Banka, OMFIF 2025 Cinsiyet Dengesi Endeksi’nde yer alan tek Türk bankası olarak küresel ölçekte ilk 10 kurum arasında yer aldı. Bunun yanı sıra kadınların ekonomik hayata katılımını desteklemek amacıyla geliştirilen kadın KOBİ programları kapsamında IFC, Proparco ve DFC gibi uluslararası kuruluşlarla yürütülen iş birlikleri sayesinde 240 milyon dolara ulaşan finansman kaynağı girişimci kadınlara sunuldu.
Özetle; kadınların eğitimden istihdama, üretimden karar alma süreçlerine kadar farklı alanlarda daha güçlü şekilde yer alması ise sürdürülebilir kalkınmanın hızını ve etkisini doğrudan belirleyen faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Ekonomik katılım, tarım ve gıda sistemleri ile karar alma mekanizmalarındaki temsil düzeyi, kadınların sürdürülebilir kalkınmadaki rolünü belirleyen başlıca alanlar arasında yer alıyor. Bu nedenle kadınların ekonomik hayata ve yönetişim süreçlerine daha güçlü katılımını destekleyen kamu politikaları ve özel sektör uygulamaları, daha kapsayıcı ve dengeli bir kalkınma modelinin oluşturulmasında önemli bir rol oynuyor.