Sosyalleştikten Sonra Neden Kendimizi Bu Kadar Boş Hissediyoruz?

Sosyalleştikten Sonra Neden Kendimizi Bu Kadar Boş Hissediyoruz?

Sosyalleştikten Sonra Neden Kendimizi Bu Kadar Boş Hissediyoruz?

Bazı insanlar için güzel bir gecenin ardından gelen sessizlik, beklenmedik bir hüzne dönüşebiliyor.

​​Bazı insanlar için güzel bir gecenin ardından gelen sessizlik, beklenmedik bir hüzne dönüşebiliyor. Son dönemde “post-sosyalleşme hüznü” olarak adlandırılan bu duygu, nörobiyolojik mekanizmalardan modern yaşamın ritmine kadar uzanan çeşitli dinamiklerle ilişkili görülüyor.

Bir akşam yemeğinden, bir partiden ya da kalabalık bir buluşmadan ayrıldıktan sonra hissedilen ani boşluk duygusu, birçok kişi tarafından tanımlanamayan bir ağırlık olarak tarif ediliyor. Eğlenceli geçen bir gecenin hemen ardından gelen sessizlik, sıcak bir ortamdan soğuğa çıkmış gibi bir kırılma hissi yaratabiliyor. Uzun süre yalnız çalışan ya da gün içinde fazla sosyal temas kurmayan kişilerde bu zıtlık daha da belirginleşebiliyor.

​​​​

Bu duygunun kökenine dair yapılan açıklamalardan biri, Harvard Üniversitesi’nden sinirbilimci Catherine Dulac’ın araştırmalarında bulunuyor. Dulac’ın laboratuvarı, sosyal davranışların nörobiyolojik temellerini inceleyen çalışmalarda, bir grup içinde bulunan fareler yalnızlaştırıldığında belirli nöronların hızla aktif hale geldiğini ortaya koyuyor. Bu nöronlar, hayvanlar yeniden bir araya geldiğinde duruyor ve yerini sosyal doyumla ilişkili başka bir grup nörona bırakıyor. Yeme, içme ve uyuma gibi temel ihtiyaçlarla benzer bir mekanizmanın sosyal temas için de çalıştığını gösteren bu bulgu, insanların neden sosyal etkileşim sonrasında duygusal bir dalgalanma yaşayabildiğine dair önemli bir ipucu sunuyor.

Diğer bir açıklama ise modern sosyalleşme biçimlerinin evrimsel alışkanlıklarla uyuşmaması. UCLA Friendship Research Center direktörü psikolog Jaimie Krems’e göre, atalarımızın sosyal ilişkileri gün içinde kesintisiz devam eden, ortak yaşama dayalı bir yapıdaydı. Sohbetler bir anda bitmez, aynı mekân paylaşılır ve ertesi sabah yeniden bir araya gelinirdi. Bugün ise en yakın arkadaşlarla bile geçirilecek saatler hızlıca sona eriyor; şehrin bir ucundan diğerine gidilen geceler, aniden yalnızlığa dönüyor.

​​

​​​​

Krems’in önerisi, bu keskin geçişi yumuşatacak “ritüelleştirilmiş bir kapanış” yaratmak. Eve vardığında haberleşmek, ertesi gün kısacık bir telefon görüşmesi yapmak, bir sonraki buluşmayı erkenden planlamak. Böylece duygusal kopuş ani bir boşluğa dönüşmeden, temas sürekliliğini koruyabiliyor.

Sosyalleşme sonrası hissedilen hüzün tamamen geçmeyebilir. Ancak bu duygu, aynı zamanda bağ kurmanın ve bağlantıyı sürdürme isteğinin doğal bir göstergesi olarak da okunabilir.

Görseller:
1. Kapak, Image credit: Faustine Okeke/Unsplash
2. Image credit: Guillaume Didelet/Unsplash
3. Image credit: Heritage Images/Getty Images