Son yıllarda Danimarka gastronomi sahnesi, mutfağı tabaktan çıkararak daha geniş bir anlatı alanına yerleştiriyor. Bu yeni anlatı alanı, “immersive dining” yani çok duyulu yemek deneyimi, yemeği mekân, ses, görsel kurgu ve anlatıyla birlikte ilerleyen çok katmanlı bir deneyime dönüştürüyor.
Bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri, Alchemist. Kopenhag’ın eski endüstriyel liman bölgesinde konumlanan bu restoran, çok katmanlı bir deneyim alanı olarak ilerliyor. Alchemist’in kurucusu ve yenilikçi şefi Rasmus Munk’un yaklaşımında yemek, daha geniş bir anlatının taşıyıcısı.

Okyanus kirliliğini simüle eden projeksiyonlar eşliğinde servis edilen “yenilebilir plastik” gibi tabaklar ya da peynir ve enginar yaprakları üzerinde sunulan ısırgan otu “kelebekleri”, gastronomiyi kavramsal bir zemine taşıyarak düşünsel bir tetikleyiciye dönüştürüyor.
Bu dönüşüm, Danimarka’da daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Gastronomi, sanat olarak yeniden mi tanımlanmalı? Danimarka Kültür Bakanı Jakob Engel-Schmidt, gastronominin resmen bir sanat formu olarak tanınıp tanınamayacağını değerlendirmek üzere bir süreç başlatmış durumda.

Ancak bu yaklaşım herkes tarafından paylaşılmıyor. Bazı şefler mutfak yaratımının birer sanat süreci gibi işlenmesi gerektiğini savunuyor. Bazıları içinse sanat ifade üretmek üzere var olurken; yemek, doğası gereği tüketilmek üzere üretiliyor ve bu fark iki alanın aynı kategoride değerlendirilmesinin önüne geçiyor.
Yemek, artık tek başına bir tat deneyimi olarak değil; mekân, hikâye, ses ve görsellikle birlikte ilerleyen bir yapı içinde konumlanıyor. Bu yapı içinde gastronomi, kendine yeni bir alan açıyor. Açılan alanın sanat olarak adlandırılıp adlandırılmayacağı ise hâlâ açık bir tartışma olarak sürüyor.
Görseller:
1- Kapak, Image credit: Søren Gammelmark/Alchemist
2- Image credit: Alchemist
3- Image credit: Søren Gammelmark/Alchemist