2026 haute couture sezonunun ortak dili, “craft” yani el işçiliği etrafında şekilleniyor. Ancak bu kez zanaatkârlık, nostaljik bir referans olmaktan çok güncel bir anlatı aracı olarak ele alınıyor.
Jonathan Anderson’ın Dior için gerçekleştirdiği couture sunumu, yaklaşımın en belirgin örneklerinden biri. Anderson, koleksiyonunu John Galliano’ya referansla kurarken, mekânsal kurgu ve detaylarda doğa teması öne çıkıyor. Siklamen çiçeği, koleksiyonun tamamına yayılan bir yapı unsuruna dönüşüyor. Çiçek formundan türeyen aksesuarlar, yaprak referanslı detaylar ve organik yüzeyler, zanaatkârlığın doğayla kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor.
Bu noktada belirleyici olan, malzeme seçimi. Örme yüzeyler, meteorit parçaları ve fosil referanslı aksesuarlar, couture’un klasik malzeme hiyerarşisini bilinçli bir şekilde esnetiyor. El işçiliği, yalnızca uygulama üzerinden değil; malzeme üzerinden de yeniden tanımlanıyor.

Alessandro Michele’in Valentino için sunduğu koleksiyon, zanaatkârlığı farklı bir bağlama yerleştiriyor. Viktoryen dönemin “kaiserpanorama” formundan ilham alan sunum, couture’ü izleme biçimlerimizi sorgulayan bir kurguya dönüşüyor. Tüylerle kaplı showgirl siluetleri ve teatral yapı, el işçiliğini performatif bir yüzeye taşıyor.
Matthieu Blazy’nin Chanel için gerçekleştirdiği couture çıkışı ise daha ölçülü bir yaklaşım öneriyor. Blazy, zanaatkârlığın görünürlüğünü geri çekerek onun inceliğini öne çıkarıyor. Elle dikilmiş ipek organza yüzeyler, hafifliği neredeyse görünmez bir noktaya taşıyan siluetler ve kuş işlemeleriyle hareket kazanan parçalar, el işçiliğinin ağırlık değil, hafiflik üzerinden de tanımlanabileceğini gösteriyor. Bu yaklaşım, couture’un görünürlükle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye açıyor.

Schiaparelli ise doğayı daha dramatik bir yerden ele alıyor. Hayvan formunu referans alan parçalar—akrep kuyruklu büstiyerler ya da “Isabella Blowfish” olarak adlandırılan tasarımlar—zanaatkârlığı biçimsel bir abartı üzerinden yeniden yorumluyor.
Sezon genelinde dikkat çeken bir diğer yön, doğanın kendi içindeki yapı, yüzey ve form çeşitliliğinin tasarımın referans noktası hâline gelmesi. Bu durum, “temellere dönüş” fikrini daha geniş bir bağlama taşıyor.
Her koleksiyon, zanaatkârlığı farklı bir yerden tanımlıyor: malzeme, sahne, hafiflik ya da form üzerinden.
Bu çeşitlilik içinde haute couture, kendini yeniden konumlandırıyor.
Görseller:
1- Kapak, Photo: Daniele Oberrauch/Gorunway.com/Courtesy of Christian Dior
2- Photo: Alessandro Lucioni/Gorunway.com/Courtesy of Valentino
3- Photo: Courtesy of Schiaparelli